Diktatörün Bebekleri…
Kürtaj Türkiye’nin gündeminde üst sıraya oturdu. Her taraf birbirini baskılamak istiyor. İşin aslı nedir, karar kimde kalmalı kimsenin umrunda değil. Şımarık çocuklar gibi herkes kendi dediği olsun istiyor.
Konunun en önemli noktası bir fetüsün bebek sayılıp sayılamayacağıdır. Fetüs tabi ki insan DNA’sı içerir ama bağımsız fiziksel hareketlerden yoksundur. Buna ek olarak psikolojik gelişmişliği de yoktur. Bilimin çeşitli dalları çeşitli bakış açılarından bu soruya farklı yanıtlar verebiliyor. Ama genel kanı fetüsün “potansiyel insan” olduğudur.
Bilim fetüsün insalığına karar veremiyor. Bu noktada başkaları nasıl karar verebiliyor? Din dogmaları sadece inanları bağlar, bunları insanlara dayatamazsınız. Dayatırsanız diktatör olursunuz. Bu noktada karar potansiyel anneye bırakılmalı. Buna ek olarak kürtajın yaratabileceği sorunları ileri sürenler var. Bu yine kimseyi haklı çıkarmaz. Kürtaj öncesi kadına prosedürler ve oluşabilecek sorunlar anlatılır. Yine karar kadına kalır.
Devlet erkanı, bunları göz önünde bulundurmaya pek niyetli değil. Çünkü hızla artan Kürt nüfusuna karşı, Türkler de üretime geçmeli onlara göre. İktidardan birbiri ardına gelen açıklamalar insanın tüylerini ürpertiyor. Başbakan “Her kürtaj bir Uludere’dir.” diyor, Recep Akdağ “Tecavüze uğrayan doğursun, gerekirse devlet bakar.” diyor. Melih Gökçek ise “Anası olacak kişinin hatasından dolayı çocuk niye suçu çekiyor. Anası kendisini öldürsün.” diyor. Bu açıklamaları yanıt vermeye layık bulmuyorum.
Özetle kürtaj tartışmalı bir konu. Herkes farklı yanıtlar verebilir. Kimse kimseye kendi görüşünü dayatmamalı ve karar tabi ki kadına bırakılmalıdır. İyice belden aşağı vurup, seviyeyi alçaltan iktidar partisi, daha düşünülmüş açıklamalarla 21.yüzyılın akıl çağı olduğunu da unutmadan öyle beyanda bulunmalı ve hoşgörüyü, uzlaşmayı her zaman desteklemelidir. Bu dünya Führer’e kalmadı, kalmaz…
Evrim Belgeselleri Kanalı
Evrimle belgeselleri tek bir kanalda toplanmış! Yayıncısına göre listeler oluşturulmuş! Youtube üzerinden erişebileceğiniz an itibariyle 227 belgesel. Ufak bir şey var. İngilizce bilmeniz gerekiyor. :)
Türkiye’de Azeri Olmak…
Hazır herkes bu konuları konuşurken, ben de sözümü edeyim dedim. Ben Azeriyim.
Kars’ın Akyaka ilçesindeki Azerilerdeniz biz. Büyük dedem Molla Veli’dir. Benim zamanıma kadar kardeşçe yaşadık buralarda. Lakin artık işler değişiyor. Kendi açımdan Türkiye’de Azeri olmak neymiş onu anlatmak isterim.
Çocukluğumda okul arkadaşlarımla konuşurken korkardım. Hatta bu liseye kadar devam etti. Ola ki Azerice bir tepki verirsem diye korkardım. Çünkü iyi biliyordum ki insanlar gülecekti. Şimdi artık insanlar daha da arsız olmuş. “Hadi konuş da gülelim.” boyutuna getirdiler işi. Bir dilin iki diyalekti arasında büyüdüm. Türkiye halkının kendisini “Original Turk” sanmasından kaynaklanıyordu biliyorum.
Türkiye’de Azeri olmanın bir başka zorluğu daha vardır. Din. Aynı dil gibi aslında ama yine sorun. Nasıl ki bir dilin farklı diyalektlerini konuşuyorsak, aynı dinin farklı mezheplerini yaşıyoruz. Tabi bunu “Original Super-Awesome Genious Turk”lere anlatmak mümkün olmaz. Siz dersiniz ki “Biz Caferiyiz.”, onlar da hemen getirir bir Hanefi camiisi dikerler. Bu yüzden insanlar kendi camiilerini kendileri yapmak zorunda kalır. Mesela devletin okuluna gidersiniz, hoca mezhepleri sorar, söylersiniz, “Hmm o da iyi sayılır, Hanefiliğe yakın.” der. Aşırı dinci kesimlere göreyse zaten dinsiz sayılırsınız.
Haa bir de biz kardeşizdir. Hiçbir platformda Azerilerin sesini duyurmayan ve desteklemeyen Türkiye, doğalgaza gelince “Aman efendim, iki devlet bir milletiz.” havalarına giriyor. Zaten ucuza alınan doğalgaza da zam yapılınca “Kardeşe bak kardeşe.” denir.
Bir başka rahatsızlığım Azeri soykırımlarını hiç köşelere taşınmazken hemen hemen her gün “yalanma, yaltaklanma” yazıları görmek mümkün. Kardeş kardeşin doğum gününü, acısını osunu busunu unutur mu?
Vallahi zaman zaman keşke Türkiye’de Ermeni olsaydım diyorum. Clara Yeteroğlu oldukça haklı. Bir önünüze kırmızı halı serilmediği kalıyor. Biz sabrediyoruz. Umuyoruz ki sabır acı meyvesi tatlı olsun; kardeş kardeş bilikte yiyelim ama keser döner sap döner, gün gelir de hesap dönerse o zaman benden bilmeyin…
santralistanbul Enerji Müzesi

Silahtarağa Elektrik Santralı’nın 1913’te ve 1921’de inşa edilen ilk makine daireleri, güçlendirilip korunarak santralistanbul Enerji Müzesi’ne dönüştürüldü. Bu dönüşümün ilk adımı, elektrik üretiminin durduğu 1983’ten sonra çalışmadığı için paslanmaya başlayan türbin-jeneratör gruplarının ve diğer makinelerin uzman ekipler tarafından temizlenmesi ve özel bir koruyucuyla kaplanarak paslanmanın durdurulması oldu.
santralistanbul Enerji Müzesi yolunuz düşerse uğrayabileceğiniz oldukça otantik bir yer. Her ne kadar “elektrik” mevzusu pek ilgi alanıma girmese de gidip göreyim dedim. Her şeyden önce ulaşımı çok kolay. Bilgi Üniversitesi Santral Kampüsüyle aynı yerde. Müzeye giriş ücretleri de oldukça makul; indirimli 5 indirimsiz 15 lira. Ayrıca rehberli turlar da var fakat oldukça iyi elektronik anlatım ekranları olduğundan böyle bir şeye pek gerek duyacağınızı sanmam.
Müzenin girişinden yukarı çıktığınızda türbinleri ve jeneratörleri yukarıdan görebileceğiniz bir iskeleye çıkmış oluyorsunuz. Her türbin jeneratör ikilisinin hizasında elektronik ekranlardan makinelerin tarihini okuyabilirsiniz. İskele boyunca ilerlediğinizde kontrol odasına çıkıyorsunuz. Kontrol odasından da alt kata geçip makinelere bizzat dokunup bakabiliyorsunuz. En alt katta da elektrikle ilgili mini bir eğlence yeri var. Mesela bir bisiklet var ve onu çevirdikçe önünüzdeki eşyalar çalışıyor ve ne kadar elektrik üretebildiğinizi görüyorsunuz.
Müzeden çıktığınızda yine başladığınız yere geliyorsunuz. Burası aynı zamanda santraldükkan’ın da olduğu yer oluyor. Tabi her müzede olduğu gibi buradaki eşyalar da oldukça pahalı. Mesela bir fincan 20 TL. Yine de devlete ait müzelerin mağazalarıyla kıyaslandığında ürünler kaliteli ve şık.
Gitmeye fırsatımız olmadı ama müzeyi bitirdiğinizde tam karşınızda Tamirane isimli dışarıdan oldukça sempatik görünen bir mekan var ya da bildik bir yer tercih ederseniz kampüs içindeki Starbucks’ta da oturabilirsiniz. santralistanbul Enerji Müzesi kesinlikle gidip görmeniz gereken yerlerden bence. Hani adamlar yapmış diyorsunuz. Müze falan ama çok tarz. (:


