Logo

Pes Dedirten Adam

  • Ben
  • Rastgele
  • Arşiv
  • RSS
  • Bana yazın.

Diktatörün Bebekleri…

Pregnant Belly

Kürtaj Türkiye’nin gündeminde üst sıraya oturdu. Her taraf birbirini baskılamak istiyor. İşin aslı nedir, karar kimde kalmalı kimsenin umrunda değil. Şımarık çocuklar gibi herkes kendi dediği olsun istiyor.

Konunun en önemli noktası bir fetüsün bebek sayılıp sayılamayacağıdır. Fetüs tabi ki insan DNA’sı içerir ama bağımsız fiziksel hareketlerden yoksundur. Buna ek olarak psikolojik gelişmişliği de yoktur. Bilimin çeşitli dalları çeşitli bakış açılarından bu soruya farklı yanıtlar verebiliyor. Ama genel kanı fetüsün “potansiyel insan” olduğudur.

Bilim fetüsün insalığına karar veremiyor. Bu noktada başkaları nasıl karar verebiliyor? Din dogmaları sadece inanları bağlar, bunları insanlara dayatamazsınız. Dayatırsanız diktatör olursunuz. Bu noktada karar potansiyel anneye bırakılmalı. Buna ek olarak kürtajın yaratabileceği sorunları ileri sürenler var. Bu yine kimseyi haklı çıkarmaz. Kürtaj öncesi kadına prosedürler ve oluşabilecek sorunlar anlatılır. Yine karar kadına kalır.

Devlet erkanı, bunları göz önünde bulundurmaya pek niyetli değil. Çünkü hızla artan Kürt nüfusuna karşı, Türkler de üretime geçmeli onlara göre. İktidardan birbiri ardına gelen açıklamalar insanın tüylerini ürpertiyor. Başbakan “Her kürtaj bir Uludere’dir.” diyor, Recep Akdağ “Tecavüze uğrayan doğursun, gerekirse devlet bakar.” diyor. Melih Gökçek ise “Anası olacak kişinin hatasından dolayı çocuk niye suçu çekiyor. Anası kendisini öldürsün.” diyor. Bu açıklamaları yanıt vermeye layık bulmuyorum.

Özetle kürtaj tartışmalı bir konu. Herkes farklı yanıtlar verebilir. Kimse kimseye kendi görüşünü dayatmamalı ve karar tabi ki kadına bırakılmalıdır. İyice belden aşağı vurup, seviyeyi alçaltan iktidar partisi, daha düşünülmüş açıklamalarla 21.yüzyılın akıl çağı  olduğunu da unutmadan öyle beyanda bulunmalı ve hoşgörüyü, uzlaşmayı her zaman desteklemelidir. Bu dünya Führer’e kalmadı, kalmaz…

    • #kürtaj
    • #uludere
  • 13 saat önce
  • Kalıcı bağlantı
  • Share
    Tweet

Evrim Belgeselleri Kanalı

Evrimle belgeselleri tek bir kanalda toplanmış! Yayıncısına göre listeler oluşturulmuş! Youtube üzerinden erişebileceğiniz an itibariyle 227 belgesel. Ufak bir şey var. İngilizce bilmeniz gerekiyor. :)

  • 5 gün önce
  • Kalıcı bağlantı
  • Share
    Tweet

Bizim Büyük Çaresizliğimiz [İnceleme]

Bizim Büyük Çaresizliğimiz, Barış Bıçakçı’nın ilk baskısı 2004 yılında yapılan ve İletişim Yayınlarından çıkan kitabı. Yazar dostluk, aşk, ilişkiler gibi temel konular üzerinde durmayı tercih etmiş. Yazarın asıl niyeti bir olayı, durumu anlatmaktan çok edebiyatın ne kadar ince, zarif, samimi olduğunu gösterebilmek olmuş bence. İki dostun aynı kıza aşık olmalarıyla gelişen anılar, yazarın günlük hayattaki gözlemlerini muhteşem bir sadelik ama bir o kadar da etkileyicilikle anlatmasıyla bir renk kazanıyor. Herkese hitap edebilen iyi eserlerden…

Kitapta günlük dil ön plana çıkmış ama yer yer edebi ifadelerle süslenmiş. Konunun çok özgün, farklı ya da aykırı olduğunu söylemek pek mümkün değil. Kitap her ne kadar sade bir dille yazılmış olsa da ahenk biraz… Yazar üç kişi arasındaki anıları anlattığından ister istemez bir kopukluk oluyor. Bu kopukluk aslında insanı heyecanlandırıyor da. Yazar araları doldurmuş ama olaylarla değil kişilerin durumlarıyla ve halleriyle. Kitaptaki her öge bilinçli yazılmış ve dikkatli okuyucuların yakalayacağı benim keşfetmek zevk aldığım sembollerle bezenmiş.

Kitabın ilk sayfalarında sıkılmıştım ama ilerledikçe yazarı anlamaya ve kitabı sevmeye başladım. Yerli edebiyattan kopuk olduğumdan ilk başta, okuduğum batı eserlerinin etkisiyle kitabı birbirini takip eden olaylar ve kişilerin olaylara tepkileriyle işlenmek istenen motifler, temalar kalıbına sığdırmak istedim. Sığmayınca da bozuldum. Ama sonra yazarın dilde ne kadar yetkin olduğunu, gözlemlerindeki başarıyı ve anlatımın canlılığını keşfettim. Bundan sonra okumak büyük bir zevk oldu. Herkese önerebileceğim gerçekten sağlam bir kitapla karşılaşmıştım. Eminim beğeneceksinizdir, beğenmeyeceğiniz tek şey kitabın 167 sayfa olması ve yazara doyamamanız olacaktır.

    • #barış bıçakçı
    • #bizim büyük çaresizliğimiz
  • 1 hafta önce
  • Kalıcı bağlantı
  • Share
    Tweet

Türkiye’de Azeri Olmak…

Lakeside pending

Hazır herkes bu konuları konuşurken, ben de sözümü edeyim dedim. Ben Azeriyim.

Kars’ın Akyaka ilçesindeki Azerilerdeniz biz. Büyük dedem Molla Veli’dir. Benim zamanıma kadar kardeşçe yaşadık buralarda. Lakin artık işler değişiyor. Kendi açımdan Türkiye’de Azeri olmak neymiş onu anlatmak isterim.

Çocukluğumda okul arkadaşlarımla konuşurken korkardım. Hatta bu liseye kadar devam etti. Ola ki Azerice bir tepki verirsem diye korkardım. Çünkü iyi biliyordum ki insanlar gülecekti. Şimdi artık insanlar daha da arsız olmuş. “Hadi konuş da gülelim.” boyutuna getirdiler işi. Bir dilin iki diyalekti arasında büyüdüm. Türkiye halkının kendisini “Original Turk” sanmasından kaynaklanıyordu biliyorum.

Türkiye’de Azeri olmanın bir başka zorluğu daha vardır. Din. Aynı dil gibi aslında ama yine sorun. Nasıl ki bir dilin farklı diyalektlerini konuşuyorsak, aynı dinin farklı mezheplerini yaşıyoruz. Tabi bunu “Original Super-Awesome Genious Turk”lere anlatmak mümkün olmaz. Siz dersiniz ki “Biz Caferiyiz.”, onlar da hemen getirir bir Hanefi camiisi dikerler. Bu yüzden insanlar kendi camiilerini kendileri yapmak zorunda kalır. Mesela devletin okuluna gidersiniz, hoca mezhepleri sorar, söylersiniz, “Hmm o da iyi sayılır, Hanefiliğe yakın.” der. Aşırı dinci kesimlere göreyse zaten dinsiz sayılırsınız.

Haa bir de biz kardeşizdir. Hiçbir platformda Azerilerin sesini duyurmayan ve desteklemeyen Türkiye, doğalgaza gelince “Aman efendim, iki devlet bir milletiz.” havalarına giriyor. Zaten ucuza alınan doğalgaza da zam yapılınca “Kardeşe bak kardeşe.” denir. 

Bir başka rahatsızlığım Azeri soykırımlarını hiç köşelere taşınmazken hemen hemen her gün “yalanma, yaltaklanma” yazıları görmek mümkün. Kardeş kardeşin doğum gününü, acısını osunu busunu unutur mu?

Vallahi zaman zaman keşke Türkiye’de Ermeni olsaydım diyorum. Clara Yeteroğlu oldukça haklı. Bir önünüze kırmızı halı serilmediği kalıyor. Biz sabrediyoruz. Umuyoruz ki sabır acı meyvesi tatlı olsun; kardeş kardeş bilikte yiyelim ama keser döner sap döner, gün gelir de hesap dönerse o zaman benden bilmeyin…

  • 1 hafta önce
  • Kalıcı bağlantı
  • Share
    Tweet

santralistanbul Enerji Müzesi

santralistanbul

Silahtarağa Elektrik Santralı’nın 1913’te ve 1921’de inşa edilen ilk makine daireleri, güçlendirilip korunarak santralistanbul Enerji Müzesi’ne dönüştürüldü. Bu dönüşümün ilk adımı, elektrik üretiminin durduğu 1983’ten sonra çalışmadığı için paslanmaya başlayan türbin-jeneratör gruplarının ve diğer makinelerin uzman ekipler tarafından temizlenmesi ve özel bir koruyucuyla kaplanarak paslanmanın durdurulması oldu.

santralistanbul Enerji Müzesi yolunuz düşerse uğrayabileceğiniz oldukça otantik bir yer. Her ne kadar “elektrik” mevzusu pek ilgi alanıma girmese de gidip göreyim dedim. Her şeyden önce ulaşımı çok kolay. Bilgi Üniversitesi Santral Kampüsüyle aynı yerde. Müzeye giriş ücretleri de oldukça makul; indirimli 5 indirimsiz 15 lira. Ayrıca rehberli turlar da var fakat oldukça iyi elektronik anlatım ekranları olduğundan böyle bir şeye pek gerek duyacağınızı sanmam.

Müzenin girişinden yukarı çıktığınızda türbinleri ve jeneratörleri yukarıdan görebileceğiniz bir iskeleye çıkmış oluyorsunuz. Her türbin jeneratör ikilisinin hizasında elektronik ekranlardan makinelerin tarihini okuyabilirsiniz. İskele boyunca ilerlediğinizde kontrol odasına çıkıyorsunuz. Kontrol odasından da alt kata geçip makinelere bizzat dokunup bakabiliyorsunuz. En alt katta da elektrikle ilgili mini bir eğlence yeri var. Mesela bir bisiklet var ve onu çevirdikçe önünüzdeki eşyalar çalışıyor ve ne kadar elektrik üretebildiğinizi görüyorsunuz.

Müzeden çıktığınızda yine başladığınız yere geliyorsunuz. Burası aynı zamanda santraldükkan’ın da olduğu yer oluyor. Tabi her müzede olduğu gibi buradaki eşyalar da oldukça pahalı. Mesela bir fincan 20 TL. Yine de devlete ait müzelerin mağazalarıyla kıyaslandığında ürünler kaliteli ve şık. 

Gitmeye fırsatımız olmadı ama müzeyi bitirdiğinizde tam karşınızda Tamirane isimli dışarıdan oldukça sempatik görünen bir mekan var ya da bildik bir yer tercih ederseniz kampüs içindeki Starbucks’ta da oturabilirsiniz. santralistanbul Enerji Müzesi kesinlikle gidip görmeniz gereken yerlerden bence. Hani adamlar yapmış diyorsunuz. Müze falan ama çok tarz. (:

  • santralistanbul websitesi
  • tamirane websitesi
  • santralistanbul/twitter
    • #santralistanbul
    • #santral istanbul
    • #enerji müzesi
    • #tamirane
  • 3 hafta önce
  • Kalıcı bağlantı
  • Share
    Tweet
← Daha yeni • Daha eski →
9 sayfadan 1. sayfa

Hakkında

91 doğumluyum, Azeri türküyüm, YTÜ İngilizce Öğretmenliği ve AÖF Uluslararası İlişkiler öğrencisiyim. Darwinist, deist, zen budisti ve kinik'im. I.S.S.D.E. ©2012

Başka yerlerde ben

  • @balanezer on Twitter
  • Facebook Profile
  • pesdedirtenadam on Flickr
  • balanezer on Digg
  • balanezer on Grooveshark
  • Google

Sevdiklerim:

Daha fazla gör →
  • Fotoğraf albümü aracılığıyla leivos

    by Francesco Bongiorni

    Fotoğraf albümü aracılığıyla leivos
  • Fotoğraf albümü aracılığıyla farewell-kingdom

    raumlabor, Soap opera

    Fotoğraf albümü aracılığıyla farewell-kingdom
  • Fotoğraf aracılığıyla amanwhosoldtheworld
    Fotoğraf aracılığıyla amanwhosoldtheworld
  • Fotoğraf aracılığıyla maddieonthings

    Maddie visits the Flat Iron

    Fotoğraf aracılığıyla maddieonthings
  • Fotoğraf aracılığıyla fuckyeahmoleskines

    Michael A Grammar

    Shoe Gaze band from Nottingham.

    Listen Here

    http://soundcloud.com/melodic-records/michael-a-grammar-all-night

    Fotoğraf aracılığıyla fuckyeahmoleskines
  • RSS
  • Rastgele
  • Arşiv
  • Bana yazın.
  • Mobil

Effector Theme by Carlo Franco.

Tumblr kaynaklı